Kısaca Anadolu

Onur Ertürk

 

Onbinlerce yıl boyunca avcı-toplayıcı bir yaşam süren insanoğlu, günümüzden yaklaşık 12.000 yıl kadar önce, yani son buzul çağının sonlarında yavaş yavaş yerleşik hayata geçmeye başlamıştır. Bu süreç içerisinde insanlar bitki ve hayvanları evcilleştirerek, özel mülkiyet kavramını geliştirmişler, ve bu yolla “devlet” dediğimiz kavramın oluşmasının ilk adımları atılmıştır. Bu sürece “Neolitik Devrim” diyoruz.[1] Bu dönemin ilk izlerinin daha önceleri bugünkü Filistin - İsrail bölgesi ve Irak’da olduğuna inanılıyordu, ancak günümüzde yürütlmekte olan Şanlıurfa yakınlarındaki Göbeklitepe kazıları “Neolitik Devrim” dediğimiz bu olayın, yani insanların mağaralardan çıkıp yerleşik hayata geçişlerinin ilk kanıtlarının Anadolu’da olduğunu göstermektedir.[2] Bunun yanısıra son yıllarda İstanbul’da gerçekleştirilen Marmaray Projesi kapsamındaki kazılar da İstanbul’un sanılanın aksine geçmişinin çok daha eski dönemlere uzandığını kanıtlamaktadır.[3]

 

Neolitik Çağ’ın ardından takip eden binyıllarda sırası ile Kalkolitik (M.Ö. 5500-3000), Tunç Çağı (M.Ö. 3000-1100) gibi dönemlerde de Anadolu pek çok insan grubunun ve kültürünün vatanı olmuştur. Konya – Çumra’daki Çatalhöyük’den[4], Burdur yakınlarındaki Hacılar’a,  Eskişehir Demircihöyük’den, Antakya ve Şanlıurfa bölgelerindeki yüzlerce yerleşim ve daha adları bile konulmamış yüzlerce höyüğe nice uygarlığı barındıran Anadolu, Tunç Çağı’nda Hitit Medeniyeti'ne ev sahipliği yapmıştır.[5]

 

Assur’lu tüccarlar sayesinde yaklaşık M.Ö. 2000-1750’li yıllarda yazı ile tanışan Anadolu, bu dönemden sonra kurulan Hitit Krallığı ve daha sonra da Hitit İmparatorluğu ile o dönemde dünyanın süper güçlerinden birinin merkeziydi.[6] Hititlerin Mısır ile yaptıkları Kadeş Antlaşması dünyanın ilk yazılı antlaşmasıdır ve çivi yazılı Hitit Dilindeki tableti bugün İstanbul Şark Eserleri Müzesi’ndedir. Çorum yakınlarındaki Hattusa (Boğazköy) başkentleri idi ve bugün de kazılar bu geniş kentin karanlıkta kalan noktalarını açığa çıkartmak için devam ediyor.[7]

 

Hititler’in ardından, Doğu Anadolu’da başkentleri Van Gölü kıyısındaki Tuşpa olan Urartular ve Orta Anadolu’da Gordion merkezli (Polatlı-Yassıhöyük) Frigler ile ilk madeni parayı basarak parayı icad eden Batı Anadolu’da başkenti Sardis olan Lidyalılar Demir Çağı’nın Anadolu’daki en önemli temsilcileridir. M.Ö. 6. yüzyıl ile Persler ikiyüz yıldan fazla süre bu toprakları kontrolü altında tutmuşlar, M.Ö. 333’de Büyük İskender Pers kralı Darius’u bugün Hatay’ın Dörtyol ilçesi yakınlarındaki Kinet Höyük yerleşimi civarındaki İssos’da yenerek Helenistik Çağın Anadolu’ya taşınmasını sağlamıştır.[8]

 

Anadolu M.Ö. 2. yüzyılın sonundan itibaren Roma İmparatorluğu’nun kontrolüne girmeye başladı. Sezarların yönettiği Roma İmparatorluğu o güne kadar dünyanın karşılaştığı en güçlü ve en organize imparatorluktu. Sınırları İspanya’dan İran’a, Anadolu’nun Karadeniz kıyılarından, Mısır’ın güneyine, oradan da Britanya’ya kadar uzanıyordu.[9] M.Ö. 133 yılında Bergama kralı III. Attalos krallığını vasiyeti ile Roma Cumhuriyeti’ne bıraktı ve Anadolu’da Roma Çağı başlamış oldu.[10] Roma Uygarlığı’nın izleri Anadolu’da Amasra yakınlarındaki Kuş Kayası Roma Anıtı’ndan, Patara’daki tiyatroya, Efes Celsus kütüphanesinden, Adıyaman Kahta’daki Cendere Köprüsü’ne kadar gerçekten etkili bir şekilde gözlenmektedir.

 

Roma İmparatorluğu’nun Doğu ve Batı olarak ayrılışının ardından Doğu Roma İmparatorluğu diğer bir değişle Bizans İmparatorluğu ile Hristiyanlık Anadolu’da yayıldı ve yepyeni bir dönem bu coğrafyada başlamış oldu. Eski ismi ile Konstantinopol, bugünkü İstanbul bu imparatorluğun başkenti idi ve yaklaşık 1000 yıl boyunca, İstanbul 1453’de Fatih Sultan Mehmet ile Türklerin kontrolüne geçinceye kadar bunu sürdürdü. Bu dönemde şehir Doğu Kilisesi’nin ve imparatorluğun merkezi olarak Aya Sofya[11], Yere Batan Sarnıcı, saraylar vb. efsanevi yapılarla imar edildi.

 

11. yüzyıl ile Anadolu’ya başlayan Türk akınları bölgenin yepyeni bir döneme girmesini sağladı. 1071 yılında Malazgirt Savaşının ardından bu yarımada üzerinde Türk ve İslam kültürü gelişim gösterdi.[12] Anadolu Selçuklu Devleti başkenti Konya idi ve Selçuklu hükümdarları bu coğrafyanın büyük bölümüne buradan hükmettiler. Selçukluların yanı sıra diğer Türk beylikleri de doğuda Erzurum’dan, batıda Muğla’ya kadar çeşitli dönemlerde Anadolu’nun Türkleşmesini sağladılar.

 

13. yüzyıla geldiğimizde Oğuzların Kayı boyuna mensup ve Ertuğrul Gazi’ye bağlı olan oymak 1231 yılında Selçuklu Sultanı Alaaddin’in kendilerine bıraktığı Söğüt ve Domaniç bölgesine yerleşti.[13] Ertuğrul Bey 1288 yılında vefat ettiğinde beyliği Karacadağ, Söğüt ve Domaniç bölgesinde 4800 km² ’lik bir coğrafyaya hakimdi. Daha sonra bu devlet 1595 yılına gelindiğinde Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarına yayılmış yaklaşık 20.000.000 km²lik bir imparatorluk oldu. Bu topraklarda 100 milyon insan yaşıyordu ve o dönemlerde toplam dünya nüfusu yaklaşık 540 milyon kadardı.[14] Osmanlı İmparatorluğu tüm dünya tarihi, kültürel ve dinsel yapısına damgasını vurdu.

 

19. yüzyıl sonu ile artık bu devletin sonu gelmiş, ekonomik, kültürel ve politik alanlarda adeta can çekişen bir devlet konumuna düşmüştü. Birinci Dünya Savaşı ile tamamen parçalanma sürecine giren Osmanlı Devleti 10 Ağustos 1920’de Sevr Anlaşmasını İtilaf Devletleri ile imzaladı ve bu anlaşmaya göre yaklaşık 850 yıldır Anadolu’da varlığını sürdüren Türk hakimiyetine son verilecekti.[15] Ancak bu anlaşmayı kabul etmeyen ve arkadaşları ile Kurtuluş Savaşı’nı başlatan Mustafa Kemal Atatürk başarılı oldu. 29 Ekim 1923’de Anadolu’da Teokratik Monarşi’den Laik Cumhuriyet’e geçildi. Parlamenter sistem ile çağdaşlaşma yönünde kadın-erkek eşitliğinden alfabe devrimine, yeni medeni kanundan, eğitim birliğine kadar siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel alanda sayısız devrimler yapıldı. Türkiye Cumhuriyeti ile Anadolu’da yepyeni bir dönem başlamış oldu.


 

[1] Roux, G. 1992. Ancient Iraq (pp.33-42) Penguin Books, New York.

[2] http://ntv-msnbc.com.tr/news/375759.asp

[3] http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=10027341&tarih=2008-10-02

[4] Hodder, I. 2006. Çatalhöyük  Leoparın Öyküsü: Türkiye’nin Antik “Kasabasının” Gizemleri Günışığına Çıkıyor (pp.7). Yapı Kredi Kültür Sanat, İstanbul.

[5] Macqueen, J.G. 2001. Hititler ve Hitit Çağında Anadolu (pp.34-40). Thames & Hudson, Londra.

[6] Ünal, A. 2002. Hititler Devrinde Anadolu (pp 65-75). Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul.

[7] Macqueen, J.G. 2001. Hititler ve Hitit Çağında Anadolu (pp.52-53). Thames & Hudson, Londra.

[8] Ramage&Ramage, 1995. Roman Art (pp 84-85). Laurance King Publishing, London

[9] Ramage&Ramage, 1995. Roman Art (pp 8-14). Laurance King Publishing, London

[10] Kosmetatou, E., (2003) "The Attalids of Pergamon," in Andrew Erskine, ed., A Companion to the Hellenistic World. Oxford: Blackwell: pp. 159–174

[11] Honour, H. & Fleming, J., 1995: A World History of Art (pp. 284-290). Laurance King Publishing, London.

[12] Yazıcı, N. (2006) “Anadolu’da Kurulan ilk Türk Devletleri” in Öztürk, C., ed. Türk Tarihi ve Kültürü. Ankara, Pegem Yayıncılık: pp. 57-58.

[13] Oral, E. (2006) “Osmanlı İmparatorluğu” in Öztürk, C., ed. Türk Tarihi ve Kültürü. Ankara, Pegem Yayıncılık: pp. 107-108.                                      

[14] Oral, E. (2006) “Osmanlı İmparatorluğu” in Öztürk, C., ed. Türk Tarihi ve Kültürü. Ankara, Pegem Yayıncılık: pp. 115.

[15] Öztürk, C. (2006) “Türkiye Cumhuriyeti (1923-1950)” in Öztürk, C., ed. Türk Tarihi ve Kültürü. Ankara, Pegem Yayıncılık: pp.141-142.

 

 

 

 

 

Tur Fotoğrafları

Ana Sayfa

Türkiye Kronolojisi

 

Onur Ertürk

Profesyonel Turist Rehberi - Arkeolog

 

Sorularınız, talepleriniz ve görüşleriniz için:

 

 

Copyright © 2012